Geceleri, odamın açık olan camından gelen sesler bana ayrı bir huzur veriyor. Balkonda oturup sohbet eden insanların sesleri, küçük gülüşleri, bir kedinin mırıldanması, sessizliği bozmak istemezcesine atılan küçük adımlardan çıkan topuk sesleri ve tüm sessizliği yırtarcasına geçen arabanın sesi… Bazen rüzgar, bazen yağmur damlaları… Sessiz, suskun, ama en ufak bir tıkırtıda gürültülü. Geceler ayrı bir huzurlu, sakin.

“…kuşlar gibi kafese kapatılmışlar. Doğrudur, uğraşıp didinmelerine gerek kalmadan ekmek ve üst baş sağlanıyor kendilerine; ama onlar da bunun karşılığını sağlıkları, hürriyetleri ve haysiyetleriyle ödüyorlar.”
A Vincication Of The Right Of Woman- Mary Wollstonecraft
- "- Ah! Mathilde, ölüm bizi ayıramayacak
- - Hayır Heinrich, ben neredeysem sen orada olacaksın
- -Evet, sen neredeysen Mathilde, ben daima orada olacağım
- -Ben sonsuzluk nedir anlamıyorum ancak sanırım seni düşündüğümde hissettiklerim sonsuzluk olmalı"
Okul bitmeli, ‘bitmek zorunda’.
Bitecek ve ben bir dahaki ay bu günlerde gitme hazırlığımı yapıyor olacağım. Bitirmenin verdiği mutlulukla doya doya dans edeceğim mezuniyet balomda.
Bitecek ve Bursa’ma döneceğim. Hayatımda açılan bir parantez gibi olacak bu 5 sene ve kapatacağım.
Gideceğim… Bu yükten kurtulacağım. Büyük bir şevkle işime başlayacağım ağustosta. Sonra gelecek planlarımı yapacağım.
Daha mutlu olacağım, inanıyorum!
Güzel günler bekliyor beniiiiiiii =)

“Küfürler dolu bir yazı yazmak geçiyor içimden. Ana avrat dümdüz giden sözler yazmak geçiyor içimden. Ben bu kaderin ta diye başlayan ve her şeye herkese küfür etmek geçiyor içimden. Kaderimin deyip, tüm aşklarımın taaa ben var ya gelmişini, geçmişini diye devam eden küfürler geçiyor içimden.
Hayatın da, nefes alıp vermenin de, ulan her şeyin, her bir şeyin diyerek küfürler savurmak geçiyor içimden.
Maskeleri yüzlerinde, bende taksam ya kendime böylesi bir maske.
Taa ben tüm değerlerin, yeryüzüne inmiş her bir şeyin deyip küfürler yağdırmak geçiyor içimden. Gelip gırtlağıma dayanıyor sözcükler.”
Birkaç gündür bu şehirden uzakta, onunla bir yerlere tatile gitmişim de dönmüşüm gibi hissediyorum. Sanki hayattan uzaklaşmışım, kısa süreliğine de olsa aldığım nefesi gerçekten hissetmişim gibi… Son günlerin gerginliğine, stresine, karmaşasına güzel bir mola oldu aslında birlikte geçirilen şu günler. Keşke hayat hep böyle olsa diye düşünürken şimdi yine o sorumluluk ve karmaşa denizine atlıyorum nefesimi tutup… Yine gel, elimden tut ve beni boğulmaktan kurtar, nefesim ol…
Fonda the Civil Wars, elimde kahvem, zihnimin arka sokaklarında bu son günlerin hayalleri, tezimin başına oturuveriyorum yeniden…
Ah hayat!
Şu an yine sizinle Leman’da olmak isterdim. Bir deneme sınavı öncesinde gidip kafayı bulduğumuz o gün… Yine o yaşıma, tercihlerle dolu günlerime, Bursa’dan kurtulma isteğiyle tutuştuğum o günlerime dönebilseydim. Hayatımın kırılma noktalarından birini yaşadığım o gün kendime nasihatte bulunabilseydim.
Kendi yolumu ettiğim büyük laflar sonucunda çizdim. Sonra bir kırılma noktası daha yaşadım, 2008de, “gelme” dedim, gelmedi. Ama sonra devamı geldi…
Şimdi durup düşününce her şey net bir şekilde gözlerimin önüne seriliyor. Şu anki hayatım tamamen önceki tercihlerimin sonuçları. Hayat hep tercihler sunuyor önümüze ve biz sonuçlarını yaşıyoruz.
Garip…
Ama merak ediyorum, ‘gel’ desem şu an ne yaşıyor olurdum…?

“Romantizm ve Romantikler tüm dünyanın eski değerlere göre yorumlanmasından yanaydı. Onlar eskiye özlemin şiirini yazıyor eskinin manzaralarını tuvale aktarıyorlardı. Büyülü ve ulaşılamaz bir aşkın acısını bir nimet gibi görüp, bu acının sonunda ölüme gözlerini kırpmadan gidebiliyorlardı. Romantikler bu dünyadan değildi ve kesinlikle yaşanılan, sıradan hayatı eserlerine konu edinmekten kaçındılar; bu yüzden Romantikler, kesinlikle hayal dünyalarındaki aşkı ve tanrıyı yaratan nadir bir insan topululuğuydu.”
İşte bu… Bedenimin 21.yüzyıla ait olmadığımı düşünürken, ruhumun 18.yüzyıla ait olduğunu buldum.
Quote
O’nun ilk aşkı olmayabilirsin, son aşkı da; hatta bir tanesi de, daha önce aşık oldu, tekrar olabilir…. Ama şu an seni seviyorsa daha ne olabilir ki? Tıpkı senin gibi, o da mükemmel değil ve ikiniz birlikte asla mükemmel olamayabilirsiniz. Ama şayet o seni güldürebiliyorsa, iki kez düşündürebiliyorsa -kabul edersin ki; insanlar hata yaparlar- onu seninle tutmaya çalış ve ona verebileceğin herşeyi ver. seni günün her anında düşünmüyor olabilir ama sana kırabileceğini bildiği bir parçasını verecektir -kalbini-. yaralama onu, değiştirmeye çalışma, çözümlemeye kalkma ve verebileceğinden fazlasını bekleme. seni mutlu ettiğinde gülümse, kızdırdığında fark etmesini sağla ve yokken özlediğini bil…
— Bob Marley